Skip to main content

Bu yıl Türkiye, dört ay arayla önce NATO Zirvesi’ne, ardından COP31’e ev sahipliği yapacak. Böylelikle aynı sene içinde savunma ve iklim gündemlerinin en önemli zirvelerine ev sahipliği yapan ilk ülke olacak. Bu iki zirveyi birbirine bağlayan ortak başlık ise 21. yüzyılda giderek daha kaçınılmaz ve görünür hâline gelen bir konu: iklim güvenliği.

İklim değişikliği, Ankara Zirvesi’nin resmi gündeminde yer almıyor. Ancak aşırı sıcaklar, toz fırtınaları, orman yangınları ve su krizleri, artık yalnızca çevresel sonuçlar doğurmuyor. ‘‘Kara bayrak’’ günlerini artırarak askeri operasyonları durduruyor, kritik altyapıya ve ekipmana zarar veriyor, enerji güvenliğinden gıda arzına kadar pek çok güvenlik başlığını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle NATO da son 15 yıldır iklim değişikliğini doğrudan bir güvenlik riski olarak ele alıyor.

Ancak zirvenin ana gündem maddelerinden olan savunma harcamalarının artırılması kararı, iklim değişikliği ile mücadele için önemli bir ikilem yaratıyor. Araştırmalar, askeri harcamalarda taahhüt edilen artışın, yüz milyonlarca ton ek sera gazı salımına yol açabileceğini gösteriyor. Başka bir ifadeyle, Ankara’da alınacak kararlar, aynı zamanda iklim krizini hızlandırma riski de taşıyor.

''Bu yıl Türkiye, dört ay arayla önce NATO Zirvesi’ne, ardından COP31’e ev sahipliği yapacak. Böylelikle aynı sene içinde savunma ve iklim gündemlerinin en önemli zirvelerine ev sahipliği yapan ilk ülke olacak.''

”Bu yıl Türkiye, dört ay arayla önce NATO Zirvesi’ne, ardından COP31’e ev sahipliği yapacak. Böylelikle aynı sene içinde savunma ve iklim gündemlerinin en önemli zirvelerine ev sahipliği yapan ilk ülke olacak.”

İklim değişikliği bir güvenlik meselesi hâline geldi

NATO’nun Ankara zirvesinin resmi gündeminde savunma yatırımları, savunma sanayiinin üretim kapasitesi ve Ukrayna’ya devam eden destek var. İklim değişikliği bu listede yer almasa da, aslında tüm bu başlıkları etkileyen, sistemik bir katman.

Son yıllarda iklim değişikliği; aşırı sıcaklar, kuraklık ve aşırı hava olayları gibi etkileriyle devletlerin altyapısına zarar veriyor ve ekonomik kayba yol açıyor. Ayrıca insan sağlığını ve iyi olma hâlini tehdit ediyor, biyoçeşitliliği azaltıyor, uluslararası barışı ve güvenliği riske atıyor. Üstelik çoğu zaman bunları tek başına bir çatışma yaratarak değil, mevcut kırılganlıkları büyütüp var olan gerginlikleri tetikleyerek yapıyor.

İşte bu nedenle, artan etkileriyle iklim değişikliği, yalnızca bir ‘‘çevre meselesi’’ olmaktan çıkıp doğrudan bir güvenlik meselesi hâline geldi.

''Görevde bulunan personel, son yıllarda sık sık aşırı sıcak dalgalarıyla karşı karşıya kaldı. Dış ortam sıcaklıkları 50°C’ye ulaşırken, iç mekân sıcaklıkları ise 60°C’yi aşarak hem personeli hem de ekipmanı olumsuz etkiledi. Toz fırtınalarının artması, durumu daha da kötüleştirdi.''

”Görevde bulunan personel, son yıllarda sık sık aşırı sıcak dalgalarıyla karşı karşıya kaldı. Dış ortam sıcaklıkları 50°C’ye ulaşırken, iç mekân sıcaklıkları ise 60°C’yi aşarak hem personeli hem de ekipmanı olumsuz etkiledi. Toz fırtınalarının artması, durumu daha da kötüleştirdi.”

Aşırı sıcaklar ve toz fırtınaları artıyor

NATO’nun yayımladığı İklim Değişikliği ve Güvenlik Etki Değerlendirme Raporları, bu durumu somut örneklerle gösteriyor. Örneğin, NATO Irak Misyonu’nun (NMI) sıcak dalgalarından özellikle etkilendiği raporlanıyor. Buna göre görevde bulunan personel, son yıllarda sık sık aşırı sıcak dalgalarıyla karşı karşıya kaldı. Dış ortam sıcaklıkları 50°C’ye ulaşırken, iç mekân sıcaklıkları ise 60°C’yi aşarak hem personeli hem de ekipmanı olumsuz etkiledi. Toz fırtınalarının artması, durumu daha da kötüleştirdi. Toz fırtınaları; görüş mesafesini azaltıyor, ekipmanları tıkıyor, hem hava hem de karayolu ulaşımını aksatıyor ve askeri personelin sağlığını olumsuz etkiliyor.

Bir güvenlik tehdidi olarak orman yangınları

İklim değişikliğinin neden bir güvenlik meselesi olduğunu anlamak için Türkiye’ye bakmak da yeterli.

2025, Türkiye’nin 1964’ten bu yana en kurak yılı olarak kayıtlara geçti. Aynı yıl, ülke genelinde üç binden fazla orman yangını çıktı. Bu yangınlar yalnızca biyoçeşitliliği değil, iklim değişikliğiyle mücadelede kritik rol oynayan karbon yutaklarını da yok etti. Toprağın verimsizleşmesi ise gıda güvenliğini doğrudan tehdit ediyor. Yani tek bir olay; ekolojik, insani ve ulusal güvenlik sonuçları doğurabiliyor.

Türkiye, bu deneyimlediklerinde yalnız değil. Akdeniz Havzası, iklim değişikliği nedeniyle en hızlı ısınan bölgelerden biri. NATO da 2024’te yayımladığı İklim Değişikliği ve Güvenlik Etki Değerlendirme Raporu’nda, 2023 ve 2024’ün Akdeniz’de yıkıcı yangınlarla geçtiğini özellikle vurguladı. Ağustos 2022’de orman yangınları Yunanistan’ı sardığında NATO, Atina’nın talebiyle 29 helikopteri ve 11 uçağı seferber ederek 20 stratejik noktaya dağıttı.

NATO için iklim değişikliği, öngörülemeyen operasyonel ortamlara uyum sağlamak – yani görevlerin, ekipmanın, tesislerin ve personelin sürekli güncellenmesi – anlamına geliyor.

‘‘Kara bayrak’’ günleri yükselişte

Rapora göre, sıcaklığın 35°C’yi aştığı ve operasyonların sağlık nedeniyle durdurulduğu ‘‘kara bayrak’’ günlerinin sayısı da giderek artıyor. Yani aşırı sıcaklar, askeri operasyonların yapılıp yapılamayacağı üzerinde doğrudan belirleyici. Operasyonel kapasiteyi düşürmenin yanı sıra, bakım maliyetlerini ve arıza risklerini de yükseltiyor.

''Madrid Zirvesi’nde, dönemin Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, örgütün emisyonlarını 2030’a kadar en az %45 azaltacağını ve 2050’de net sıfıra indireceğini duyurdu.''

”Madrid Zirvesi’nde, dönemin Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, örgütün emisyonlarını 2030’a kadar en az %45 azaltacağını ve 2050’de net sıfıra indireceğini duyurdu.”

NATO’nun iklim değişikli ve güvenlik arasında kurduğu ilişki yeni değil:

1991 Strateji Belgesi, çevre sorunlarını, olası bir istikrarsızlık kaynağı olarak vurgulamıştı.

2010 Strateji Belgesi ise iklim değişikliği ve güvenlik ilişkisine ilk kez doğrudan değindi. Böylelikle İttifak, güvenlik tanımını, çevresel ve iklimsel kaygıları da kapsayacak şekilde adım adım genişletti.

2014 Yeşil Savunma Çerçevesi gibi erken girişimler, NATO faaliyetlerinin çevresel etkilerini kabul etmişti.

Fakat kurumsal dönüşüm, 2021 Brüksel Zirvesi’nde geldi. Burada NATO ilk defa İklim Değişikliği ve Güvenlik Eylem Planı’nı ilan etti.

NATO’nun iklim değişikliğine uyum ve mücadele stratejisi; farkındalık, uyum, azaltım ve işbirliği üzerine inşa ediliyor. Bu kapsamda İttifak; (i) iklimin askeri varlıkları ve operasyonları nasıl etkilediğini ölçen yıllık bir değerlendirme yapmayı ve (ii) kendi faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı salımlarını raporlamayı taahhüt etti.

NATO’nun hedefi: 2050’de net sıfır emisyon

NATO’nun 2022 tarihli en güncel strateji belgesi (NATO 2022 Strategic Concept) ise bir adım daha ileri giderek iklim değişikliğini ‘‘çağımızın belirleyici sorunu’’ olarak tanımladı.

Aynı yıl Madrid Zirvesi’nde, dönemin Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, örgütün emisyonlarını 2030’a kadar en az %45 azaltacağını ve 2050’de net sıfıra indireceğini duyurdu. 2023 Vilnius Zirvesi’nde ise Kanada’nın Montreal kentinde bir NATO İklim Değişikliği ve Güvenlik Mükemmeliyet Merkezi kurulmasına karar verildi. Türkiye, bu merkezin ilk destekçi ülkeleri arasında yer aldı.

''Küresel Sorumluluk için Bilim İnsanları’nın (Scientists for Global Responsibility) 11 akademik çalışmayı inceledikleri araştırma; askeri harcamalardaki her 100 milyar dolarlık artışın, yaklaşık 32 milyon ton karbondioksit eşdeğeri salıma yol açtığını ortaya koydu.''

”Küresel Sorumluluk için Bilim İnsanları’nın (Scientists for Global Responsibility) 11 akademik çalışmayı inceledikleri araştırma; askeri harcamalardaki her 100 milyar dolarlık artışın, yaklaşık 32 milyon ton karbondioksit eşdeğeri salıma yol açtığını ortaya koydu.”

%5 artış sözü, net sıfır hedefiyle çelişiyor

Ankara Zirvesi’nin merkezinde ise geçen yıl alınan bir karar oturuyor. Haziran 2025’teki Lahey Zirvesi’nde müttefikler, 2035’e kadar milli gelirlerinin %5’ini savunma ve güvenlik harcamalarına ayırma sözü verdi. Bu karar, özellikle ABD Başkanı Trump’ın, ABD’nin NATO içinde “adaletsiz bir yük” üstlendiği yönündeki yaklaşımının yarattığı baskının ardından geldi. Buna göre, bu artışın %3,5’inin savunma ihtiyaçlarına, kalan %1,5’e kadarlık kısmının ise siber güvenlik, altyapı koruması, dayanıklılık ve savunma gibi alanlara ayrılması planlanıyor. Ne var ki bu artış taahhüdü, NATO’nun iklim hedeflerini doğrudan zora sokuyor.

%5 hedefinin sürdürülebilirliğini zaman gösterecek

Uluslararası sistemin krizlerle sarsıldığı bir dönemde savunma harcamasındaki bu artış caydırıcılığı güçlendirirken, aynı zamanda diplomasiyi geri plana iten bir silahlanma yarışını körükleme riski taşıyor. Üstelik birçok NATO üyesinin kamu borcu, bu düzeyi mali olarak sürdürmeyi zorlaştırıyor. Nitekim 2024’te dünyada askeri harcaması milli gelirinin yüzde 5’ine ulaşan yalnızca dokuz ülke vardı. Almanya ise 2035’te bu hedefe ulaşmak için savunmaya, bugün eğitime ayırdığından daha fazla kaynak ayırmak zorunda kalabilir. Bu yüzden NATO’nun savunma bütçesindeki artışın ilerleyen yıllarda ne kadar sürdürülebilir olacağı, İttifakın önündeki en temel soru işaretlerinden biri olmaya devam ediyor.

5 senede Bahreyn’in emisyonları kadar artış yaşandı

Küresel Sorumluluk için Bilim İnsanları’nın (Scientists for Global Responsibility) 11 akademik çalışmayı inceledikleri araştırma; askeri harcamalardaki her 100 milyar dolarlık artışın, yaklaşık 32 milyon ton karbondioksit eşdeğeri salıma yol açtığını ortaya koydu. Aynı rapora göre, yalnızca 2019-2024 yılları arasındaki askeri harcama artışı, yaklaşık 64 milyon ton karbondioksit eşdeğeri salıma neden oldu – bu, Bahreyn’in emisyonlarına denk bir değer. NATO’nun savunma ve güvenlik harcamalarını artırma planının, emisyonlarda 312 milyon ton karbondioksit eşdeğeri artışa sebep olacağı hesaplanıyor.

Dayanıklılık ve altyapı bütçesi, azaltım ve uyum önlemleri için kullanılabilir

Taahhüt edilen %5’lik artışın %1,5’lik kısmı, dayanıklılık ve altyapı bütçesi olarak belirlendi. Bu miktarın, iklimle bağlantılı yatırımlar için önem taşıdığı söylenebilir. Başka bir ifadeyle; orduların enerji bağımsızlığı için mikro şebekeler kurması ve alternatif yakıtlara geçmesi emisyonları azaltırken, üslerin güçlendirilmesi ve erken uyarı sistemlerine yatırım yapması iklime uyumu güçlendiriyor. Uyum ve azaltım önlemleri bu bütçeden finanse edilebilir.

Savunma konuşmak, iklim konuşmak demek

Özetle, uluslararası siyasetteki gelişmeler bir yandan savunmaya ayrılan kaynakların artırılmasına neden olurken, diğer yandan 21. yüzyılın temel bir güvenlik meselesi olan iklim değişikliğini de hızlandırıyor. Bu nedenle askeri harcamaların belli eşikleri aşması, Paris Anlaşması’nın küresel ısınmayı bir buçuk veya iki derece ile sınırlandırma hedeflerini ulaşılmaz kılabilir.

Bu tablo, iklim değişikliği ile güvenlik arasındaki ilişkinin neden sıradan bir gündem maddesi olmadığını da gösteriyor. Ankara’da konuşulacak savunma bütçesi; aynı anda hem iklim değişikliğine uyumun kaynağı hem de iklim değişikliğinin hızlanmasının sebebi olabilir.

Savunma harcamalarını konuşmak, aslında dolaylı olarak o harcamanın iklime bindireceği yükü ele almak demek. Askeri hazırlığı konuşmak, aynı zamanda “kara bayrak” günlerini ve iklim değişikliğinin operasyonları nasıl kısıtladığını konuşmak demek. Enerji güvenliğini konuşmak ise fosil yakıt bağımlılığını ve onun hem sera gazı emisyonu hem de stratejik risk boyutunu konuşmak demek. Bu nedenle zirvede alınacak kararları iklimden ayrı düşünmek mümkün değil. Savunma konuşmak, kaçınılmaz olarak iklimi de konuşmak anlamına geliyor.

*Kapak Fotoğrafı: “20 years since NATO’s first major peacekeeping operation” by NATO North Atlantic Treaty OrganizationCC BY-NC-ND 2.0

Yazar Hakkında

Sezen Kaya-Sönmez, Çukurova Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden lisans ve aynı üniversiteden Uluslararası İlişkiler alanında yüksek lisans derecesine sahiptir. Halen doktorasını Kadir Has Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Programı’nda sürdürmektedir. Halihazırda, Kadir Has Üniversitesi’nde doktor adayı olarak, Avrupa Birliği’nde iklim güvenliği ve enerji güvenliği ilişkisi üzerine çalışmalarına devam etmektedir. Berlin, Almanya’da Centre Marc Bloch Araştırma Merkezi’nde 3 ay süre ile TÜBİTAK Yurtdışı Doktora Sırası Araştırma bursuyla misafir doktora öğrencisi olarak çalışmıştır. Araştırma alanları arasında Eleştirel Güvenlik Çalışmaları, Çevre Güvenliği, İklim Güvenliği, ve AB bulunmaktadır. Makaleleri Globalizations gibi dergilerde yayımlanmıştır. Bunun yanı sıra, Paradigma Podcast Kanalında, Panorama Global web portalı ortaklığında Green Talks: The Voice of Environment and Ecology başlıklı bir seri yürütmektedir.

Uzmanlık Alanları: Güvenlik Çalışmaları, Çevresel Güvenlik, İklim Güvenliği, Avrupa Birliği