21-25 Eylül tarihleri arasında New York’ta gerçekleşecek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (UNGA), iki ay sonra Türkiye başkanlığında Antalya’da düzenlenecek COP31 iklim zirvesi öncesinde kritik bir eşik olarak öne çıkıyor.
Bir basın toplantısında bir araya gelen, iklim diplomasisi ve enerji güvenliği alanında çalışan uzmanlar, artan enerji fiyatları ve jeopolitik krizlerin gölgesinde toplanacak UNGA ve COP31’de hem Türkiye’nin hem de COP31 Müzakereler Başkanı Avustralya’nın liderlik rolü üstlenmesi ve somut taahhütlere öncülük etmesi gerektiğini vurguladı. Her iki ülkenin de, özellikle fosil yakıtlardan uzaklaşma konusunda, kendi evlerinde önemli adımlar atması gerektiğini belirten uzmanlara göre, Türkiye’nin ve Avustralya’nın kendi politikalarında kaydedecekleri ilerleme; kendi kredibiliteleri ve COP31’in başarısı üzerinde etkili olacak.
Tufts Üniversitesi Fletcher Hukuk ve Diplomasi Okulu Kıdemli Araştırmacısı ve Almanya’nın eski İklim Elçisi Jennifer Morgan, COP31 Başkanlığı’nın ‘‘liderlik vasıflarını tam anlamıyla kullanarak, COP31 için net ve detaylı bir vizyon ortaya koymasının zamanı geldi,’’ dedi. Türkiye ve Avustralya’nın hâlâ yeni fosil yakıt yatırımlarına devam ettiğine dikkat çeken Morgan, ‘‘İki ülkenin de kömürden çıkış tarihi yok ve fosil yakıt kullanımını artırmaya devam ediyorlar. Yenilenebilir enerji konusunda gelişme kaydettiler. Fakat kredibiliteleri, momentum yaratabilme becerileri ve COP’tan iyi sonuçlar elde edilmesi, bu iki ülkenin kendi evlerinde atacakları adımlara bağlı,’’ ifadelerini kullandı.
Hindistan Teknoloji Enstitüsü (IIT) Kamu Politikası Okulu Öğretim Üyesi, Uluslararası Güneş Enerjisi İttifakı’nın eski Genel Direktörü ve Hindistan’ın eski iklim müzakerecisi Ajay Mathur ise mevcut jeopolitik tablonun, fosil yakıtlara bağımlı olan küresel ekonominin zaafiyet göstergesi olduğunu ileri sürdü. ‘‘Çeşitli jeopolitik belirsizliklerin üst üste geldiği bir dönemdeyiz ve bu durum, küresel ekonomimizin fosil yakıt bağımlılığı karşısında ne kadar savunmasız kaldığını gösterdi,’’ diyen Mathur, devam eden enerji şoklarının, fosil yakıt bağımlılığından kurtulmamıza yardımcı olmasını sağlamak gerektiğini vurguladı. Mathur, hem Türkiye’den hem de Avustralya’dan beklentilerinin, ‘‘ülkelerin COP31’de imza atacağı somut ve ölçülebilir taahhütler,’’ olduğunu aktardı.
Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü (IISD) Kıdemli Politika Danışmanı Natalie Jones, uygun fiyatlı enerjiye erişim ile iklim güvenliği arasındaki dengeye işaret ederek UNGA ve COP31’in bu iki hedefi birleştirecek bir fırsat penceresi sunduğunu söyledi: ‘‘Hepimiz bir yandan uygun fiyatlı ve güvenilir enerji kaynaklarına, bir yandan da güvenli ve yaşanabilir bir iklime sahip olmak istiyoruz. Mesajım oldukça basit: Bu iki hedefi bir arada gerçekleştirebilmek için dünya liderlerinin UNGA’yı ve COP31’i değerlendirerek fosil yakıtlardan uzaklaşmayı hızlandırması gerekiyor.’’ Jones’a göre liderlerin önünde net bir tercih var: ‘’Üst üste binen enerji ve iklim krizleri arasında sıkışıp kalmak ya da umudu tercih etmek ve fosil yakıtlardan koordineli ve hızlı bir şekilde uzaklaşmak.’’
İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü ve İklim Masası Danışma Kurulu Üyesi Dr. Ümit Şahin ise Türkiye’nin COP31’deki üç önceliğinin Antalya’nın uygulama COP’u olması, elektrifikasyon hedefinin benimsenmesi ve iklim projelerinin finansmanla buluşturulması olduğunu aktardı. COP31 Başkanı Murat Kurum’un, elektrifikasyonu güncel jeopolitik durum ve enerji krizi bağlamında ele aldığını anlatan Şahin, ‘‘Kurum, küresel nüfusun yaklaşık %80’inin net fosil yakıt ithalatçısı ülkelerde yaşadığını ve bu durumun ekonomileri enerji fiyat şoklarına karşı savunmasız bıraktığını savunuyor. Enerji krizinin ise daha temiz ve daha dayanıklı enerji kaynaklarına yönelik ihtiyacı pekiştirdiğini belirtiyor. COP28’de hükümetler, fosil yakıtlardan adil, düzenli ve eşitlikçi bir şekilde uzaklaşma konusunda mutabık kalmıştı. Kurum, COP31’in bu vizyonu günlük hayata taşıması gerektiğini söylüyor ve günlük yaşamı elektrikleştirmenin, fosil yakıtlardan uzaklaşmanın yolu olduğunu çok net bir şekilde ifade ediyor,’’ dedi.
Avrupa İklim Vakfı (ECF) CEO’su Laurence Tubiana ise iklim değişikliğinin ekonomik maliyetinin daha görünür kılınması gerektiğini vurguladı. Tubiana ayrıca, yenilenebilir enerji değer zincirinin jeopolitik boyutunun, temiz elektrifikasyona engel teşkil ettiğine dikkat çekti. Tubiana, bu teknolojilerin ‘‘belirli bir ülke veya ülkeler tarafından kontrol edilmediği, daha sağlıklı bir sistem yaratabilmek için kaynakları nasıl bir araya getirebileceğimizi düşünmek iyi olur. Ulusal egemenlik ve bağımsızlık, yenilenebilir enerjinin en önemli artıları arasında ve teknolojik bağımlılığın söz konusu olması, bu argümanları zayıflatabiliyor,’’ ifadelerini kullandı.

”İki ülkenin de kömürden çıkış tarihi yok ve fosil yakıt kullanımını artırmaya devam ediyorlar. Yenilenebilir enerji konusunda gelişme kaydettiler. Fakat kredibiliteleri, momentum yaratabilme becerileri ve COP’tan iyi sonuçlar elde edilmesi, bu iki ülkenin kendi evlerinde atacakları adımlara bağlı.” (Tufts Üniversitesi Fletcher Hukuk ve Diplomasi Okulu Kıdemli Araştırmacısı ve Almanya’nın eski İklim Elçisi Jennifer Morgan)
Basın toplantısının detaylı deşifresini aşağıda paylaşıyoruz.
Hem UNGA’da hem de COP31’de, Türkiye’nin ve Avustralya’nın rolü ön planda olacak. COP31 Başkanlığı’nın, liderlik vasıflarını tam anlamıyla kullanarak, COP31 için net ve detaylı bir vizyon ortaya koymasının zamanı geldi. Dünyanın bu krizlere hazırlıklı olup cevap verebilmesi ve uygulamaların anlamlı, somut ve harekete geçirilebilir olması için liderliğe ihtiyacımız var.
Tufts Üniversitesi Fletcher Hukuk ve Diplomasi Okulu Kıdemli Araştırmacısı ve Almanya’nın eski İklim Elçisi Jennifer Morgan:
İklim krizinin etkileri hiç olmadığı kadar belirgin
Önümüzdeki hafta başlayacak BM Genel Kurulu’nun (UNGA) ve daha sonra COP31’in hangi koşullarda gerçekleşeceğini hepimiz izliyoruz. Nepal’deki büyük kayıplar, Hürmüz Boğazı’nda yaşananlar, beklenen El Niño derken bu sene iklim değişikliğinin etkileri bizi gerçekten yeni bir noktaya getirdi. Bu etkiler artık bir gelecek senaryosu değil; şu anda, burada ve her yerde yaşanıyor. Dolayısıyla harekete geçmenin, uygulamaya koymanın ve eylemleri hızlandırmanın aciliyeti ortada.
Enerji güvenliği için temiz elektrifikasyon hız kazanıyor
Enerji krizinin ise sürekli hale geldiği bir dünyada yaşıyoruz. Tarihin en büyük enerji krizini yaşadığımız açık. Fosil yakıt fiyatlarındaki artış, gıda fiyatlarını da yükseltti. Fosil yakıt kaynaklı bu enflasyon, ekonomilere ciddi darbe vuruyor. Bu sabah dünyanın dört bir yanındaki yoksul ülkelerde yapılan eylemlerin haberleri vardı. Fosil yakıt bağımlılığının ne anlama geldiği giderek belirginleşiyor. Mesela Pasifik ülkeleri, GSYİHlarının yüzde 10 ile yüzde 24’ini – yani yılda yaklaşık bir milyar doları – elektrik üretimi için ithal ettikleri fosil yakıtlara harcıyorlar. Bu tutar, eğitim veya sağlık hizmetlerine ayırabilecekleri bütçeyi gölgede bırakıyor. Ülkelerin, faturalarını düşürmek ve enerji güvenliğini sağlamak için temiz elektrifikasyona yöneldiklerini görüyoruz. Dayanıklılığı artıranlar, fiyat dalgalanmalarına daha az maruz kalıyor. BM Genel Kurulu ve COP31, böyle bir iklim ve enerji bağlamında gerçekleşecek.
Liderliğe ihtiyacımız var: COP31 Başkanlığı net bir vizyon ortaya koymalı
BM Genel Kurulu yaklaşırken dikkat edilmesi gereken hususlardan biri, liderlerin nasıl bir tavır sergileyeceği. UNGA’daki yaklaşımları, durumu anladıklarını ve eylemlerini artırmaya kararlı olduklarını gösterecek mi? Nepal Dışişleri Bakanı’nın yardım çağrısına nasıl yanıt verecekler?
Hem UNGA’da hem de COP31’de, Türkiye’nin ve Avustralya’nın rolü ön planda olacak. COP31 Başkanlığı’nın, liderlik vasıflarını tam anlamıyla kullanarak, COP31 için net ve detaylı bir vizyon ortaya koymasının zamanı geldi. Dünyanın bu krizlere hazırlıklı olup cevap verebilmesi ve uygulamaların anlamlı, somut ve harekete geçirilebilir olması için liderliğe ihtiyacımız var.
COP31 liderliği, enerji dönüşümü için ulusal düzeyde adım atmalı
Bu liderliği enerji dönüşümü alanında göstermeleri gerekiyor; ister fosil yakıtlardan adil geçiş olsun, ister temiz elektrifikasyon olsun. Ancak New York’a veya hiç değilse Antalya’ya kendi ülkelerinde neler yapacaklarına dair duyurularla gelerek COP başkanı olarak rollerini ciddiye aldıkları göstermeleri gerekir.
Ne yazık ki her iki ülke de yeni fosil yakıt yatırımları için çaba harcıyor. İki ülkenin de kömürden çıkış tarihi yok ve fosil yakıt kullanımını artırmaya devam ediyorlar. Yenilenebilir enerji konusunda gelişme kaydettiler. Fakat kredibiliteleri, momentum yaratabilme becerileri ve COP’tan iyi sonuçlar elde edilmesi, bu iki ülkenin kendi evlerinde atacakları adımlara bağlı.

”Kayıp ve Hasar Fonu’na kaynak yaratılması, UNGA’da da COP31’de de gündeme gelmesi gereken konulardan biri. Nepal’deki buzul kopması, bu kaynağın tam olarak sağlanmasını talep eden savunmasız ülkelerin birlikteliğini ve taleplerinin aciliyetini gözler önüne serdi.” (Hindistan Teknoloji Enstitüsü (IIT) Kamu Politikası Okulu Öğretim Üyesi, Uluslararası Güneş Enerjisi İttifakı’nın eski Genel Direktörü ve Hindistan’ın eski iklim müzakerecisi Ajay Mathur)
Hindistan Teknoloji Enstitüsü (IIT) Kamu Politikası Okulu Öğretim Üyesi, Uluslararası Güneş Enerjisi İttifakı’nın eski Genel Direktörü ve Hindistan’ın eski iklim müzakerecisi Ajay Mathur:
Nepal’in tazminat talebi karşılanmalı
Nepal’deki sel felaketi, iklim ve enerji krizlerinin ayrı sorunlar olmadığını, aksine, eş zamanlı olarak birbirlerini şiddetlendirdiklerini gösterdi. Küresel tazminat talep eden Nepal Dışişleri Bakanı Shisir Khanal’ın, tüm Küresel Güney ülkeleri adına konuştuğunu söyleyebiliriz. Bunun yanına Avrupa’daki ve ABD’deki orman yangınlarını, Asya’yı vuran siklonları ekleyebiliriz. Sigorta sektörünün senede 170 milyar dolar zarar edeceği tahmin ediliyor – bu, geçen yıla kıyasla 19 milyar dolar daha fazla. Şu an için iklim değişikliğinin yol açtığı etkilerin bedelini, doğrudan ulusal bütçelerden veya aile birikimlerinden ödüyoruz. Ancak Kayıp ve Hasar Fonu’nun Nepal’in talebini karşılayacak finansman sağlamasını umuyorum.
Kayıp ve Hasar Fonu’na kaynak yaratılması, UNGA’da da COP31’de de gündeme gelmesi gereken konulardan biri. Nepal’deki buzul kopması, bu kaynağın tam olarak sağlanmasını talep eden savunmasız ülkelerin birlikteliğini ve taleplerinin aciliyetini gözler önüne serdi.
Elektrifikasyon, enerji bağımsızlığını sağlamak demek
Çeşitli jeopolitik belirsizliklerin üst üste geldiği bir dönemdeyiz ve bu durum, küresel ekonomimizin fosil yakıt bağımlılığı karşısında ne kadar savunmasız kaldığını gösterdi. Çok sıcak bir yaz mevsiminin ardından vatandaşlar ikinci bir yükle karşı karşıyalar. Bir yanda rekorlar kıran sıcak hava dalgaları, diğer yanda artan enerji fiyatları ve fiyat dalgalanmaları var. Bu da bizi Türkiye’nin ve Avustralya’nın liderlik ettiği COP’a getiriyor.
Hızlı ve geniş çaplı bir şekilde elektrifikasyona odaklanılması takdire şayan. Kısa vadeli enerji güvenliği ile uzun vadeli iklim istikrarı arasında kurmamız gereken köprü tam olarak bu. Elektrifikasyon yalnızca elektrikli araçlara geçmek demek değil, aynı zamanda yerli kaynaklar kullanarak elektrik üretmek ve enerji bağımsızlığını sağlamak demek. Burada kilit nokta, bu geleceğin tamamen yenilenebilir enerjiye dayanması.
COP31’den beklenen somut ve ölçülebilir taahhütler
Elektrifikasyon söz konusu olduğunda dünyadaki gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerin karşı karşıya olduğu sorunlardan biri, kırılgan ve değişken enerji kaynaklarını idare edebilmek için şebeke altyapısını modernize etmek. Bunun için de paraya ihtiyaç var. Aynı zamanda geçiş sürecindeki ivmeyi korumamız gerekiyor. Devam eden enerji şoklarının fosil yakıt bağımlılığını kalıcı hale getirmemesini, aksine, bu bağımlılıktan kurtulmamıza yardımcı olmasını sağlamalıyız. Hem Türkiye’den hem de Avustralya’dan beklediğimiz, ülkelerin COP31’de imza atacağı somut ve ölçülebilir taahhütler. Diplomatik söylem, ne elektrik faturalarını düşürür nede Nepal’deki gibi buzul çökmelerini engeller. Fark yaratacak olan şey, ihtiyacı olan insanlara enerji güvenliğini sağlamaktır.
Hepimiz bir yandan uygun fiyatlı ve güvenilir enerji kaynaklarına, bir yandan da güvenli ve yaşanabilir bir iklime sahip olmak istiyoruz. Mesajım oldukça basit: Bu iki hedefi bir arada gerçekleştirebilmek için dünya liderlerinin UNGA’yı ve COP31’i değerlendirerek fosil yakıtlardan uzaklaşmayı hızlandırması gerekiyor.
Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü (IISD) Kıdemli Politika Danışmanı Natalie Jones:
UNGA ve COP31, enerji dönüşümünü hızlandırmak için kullanılmalı
Hepimiz bir yandan uygun fiyatlı ve güvenilir enerji kaynaklarına, bir yandan da güvenli ve yaşanabilir bir iklime sahip olmak istiyoruz. Mesajım oldukça basit: Bu iki hedefi bir arada gerçekleştirebilmek için dünya liderlerinin UNGA’yı ve COP31’i değerlendirerek fosil yakıtlardan uzaklaşmayı hızlandırması gerekiyor. Bu yaklaşımı destekleyen argümanlar, hiç bugün olduğu kadar kuvvetli olmamıştı.
Enerji güvensizliği ve iklim krizi, aynı tehlikeli bağımlılığın sonuçları
ABD’nin İran’la savaşı nedeniyle son aylarda petrol fiyatları keskin ve öngörülemez şekilde dalgalanıyor. Fosil yakıt ithalatçıları, savaşın başlangıcından bu yana ağır bir bedel ödüyor. Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi’nin (Centre for Research on Energy and Clean Air, CREA) analizine göre deniz yoluyla taşınan ham petrol, petrol ürünleri ve LNG ithal edenler, savaş öncesi öngörülere kıyasla 330 milyar ABD doları fazladan ödeme yaptılar. Üstelik bu dalgalanmalar yakın zaman içinde sona erecek gibi de görünmüyor. Çatışmalar devam ediyor ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasına dair bir çözüm ufukta yok. Stoklar tükenmiş durumdayken Kuzey Yarımküre’deki sonbahar-kış ayları, enerji tüketiminde artışa neden olacak.
Diğer yandan ise iklim değişikliğinin etkilerindeki artışla karşı karşıyayız. Bu ve enerji güvenliği, aynı tehlikeli bağımlılığının sonuçları.
Türkiye, yenilenebilir enerji sayesinde 11 milyar dolar tasarruf etti
İyi haber şu ki, çözümleri biliyoruz: Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, elektrifikasyon, şebekeler ve enerji depolama. Bunların tamamı, fosil yakıtlardan uzaklaşmayı hızlandıracak. Temiz enerjinin yaygınlaştırılması, hem enerji güvenliğine dair sorunları çözmeye hem de iklim değişikliği ile mücadeleye yarayacak. İthalat faturalarını azaltabilir, fiyat istikrarı sağlayabilir, tüketicileri koruyabilir ve rekabet gücünü artırabilir. Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü’nün (International Institute for Sustainable Development, IISD) analizine göre Türkiye, kamu kaynaklı yenilenebilir enerji destek programları sayesinde – bu programların maliyetleri hesaba katıldığında bile – 2026 yılında gaz ithalatında yaklaşık 11 milyar ABD doları tasarruf edecek.
Dolayısıyla BM Genel Kurulu’nda, özellikle fosil yakıtlardan uzaklaşma konusunda, iklim liderliği emareleri görmeye acilen ihtiyacımız var. Bu, ulusal geçiş haritalarının geliştirilmesine yönelik taahhütler ya da yeni petrol ve gaz ruhsatlarına karşı acil politika önlemleri alınması şeklinde olabilir.
Türkiye ve Avustralya, fosil yakıtlardan uzaklaşmaya öncülük etmeli
COP31 Başkanı Türkiye ve Müzakereler Başkanı Avustralya, COP30 Başkanı Brezilya’nın hazırladığı fosil yakıt yol haritasının nasıl ilerletileceği konusunda net bir liderlik yapmalı. Bu yol haritası, tozlu bir çekmeceye terk edilemez. Aksine, tüm ülkeler, hangi unsurlarını kendi ulusal yol haritalarına entegre edebileceklerini belirlemeli.
Ayrıca hem Avustralya hem de Türkiye, fosil yakıt ekonomisinden uzaklaşmada öncülük etmeli. Özellikle Avustralya, dünyanın üçüncü büyük fosil yakıt ihracatçısı – COP28 Başkanlığı nedeniyle petrol ve yaz yatırımları yakından incelenen Birleşik Arap Emirlikleri’nden bile büyük.
Son olarak elektrifikasyon önemli bir öncelik ve fosil yakıtlardan uzaklaşma ile el ele yürütülmeli. UNGA ve COP31 öncesinde liderlerin bir seçimle karşı karşıya olduğunu hatırlatmakta fayda var: Üst üste binen enerji ve iklim krizleri arasında sıkışıp kalmak ya da umudu tercih etmek ve fosil yakıtlardan koordineli ve hızlı bir şekilde uzaklaşmak.

”COP28’de hükümetler, fosil yakıtlardan adil, düzenli ve eşitlikçi bir şekilde uzaklaşma konusunda mutabık kalmıştı. Kurum, COP31’in bu vizyonu günlük hayata taşıması gerektiğini söylüyor ve günlük yaşamı elektrikleştirmenin, fosil yakıtlardan uzaklaşmanın yolu olduğunu çok net bir şekilde ifade ediyor. Öte yandan Türkiye’nin, Brezilya’nın hazırladığı fosil yakıt yol haritasına dair nasıl bir pozisyon alacağı konusunda pek çok belirsizlik var.” (İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin)
İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin:
En önemli ‘‘uygulama’’, Paris Anlaşması’nın kendisi
Türkiye’nin COP31 başkanı olarak ne başarmak istediğini ele alacağım. COP31 Başkanı Murat Kurum’un açıklamalarına ve başkanlık mektuplarına dayanarak üç temel öncelik bulunduğunu söyleyebiliriz.
İlki, Antalya’daki COP’un bir ‘‘uygulama COP’u’’ olması. Başkanlık, 30 yıldır devam eden iklim müzakereleri sonucunda yeterince hedef ve taahhüt bulunduğunu, artık yapılması gerekenin, bunları somut ve takip edilebilir ilerlemeye dönüştürmek gerektiğini savunuyor. Türkiye’nin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında köprü görevi üstlenme hedefi de bu bağlamda önemli.
İklim müzakereleri azaltım ve finansman başlıkları üzerinden kutuplaşmışken, uygulamaya vurgu yapılmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Fakat bu vurgu, Antalya’da hâlâ elde edilmesi gereken müzakere sonuçlarını zayıflatacak denli kuvvetli olmamalı. Ve bence en önemli görev, Paris Anlaşması’nın kendisinin; hedeflerinin, ilkelerinin, bir buçuk derece hedefinin ve bilime dayalı Küresel Durum Değerlendirmesi (GST) sürecinin uygulanması.
Enerji fiyat şoklarına karşı elektrifikasyon
Türkiye’nin ikinci ve muhtemelen en göze çarpan önceliği ise elektrifikasyon.
Türkiye, yenilenebilir enerji kaynaklarının, şebekelerin ve depolama sistemlerinin hızlı bir şekilde genişletilmesiyle desteklenen, 2035 yılına kadar nihai enerji tüketiminde elektriğin payını %35’e çıkaran küresel bir “2035’e kadar yüzde 35” elektrifikasyon hedefi öneriyor.
Elektrifikasyonu ayrıca güncel jeopolitik durum ve enerji krizi bağlamında ele alan Murat Kurum, küresel nüfusun yaklaşık %80’inin net fosil yakıt ithalatçısı ülkelerde yaşadığını ve bu durumun ekonomileri enerji fiyat şoklarına karşı savunmasız bıraktığını savunuyor. Humus Krizi’nin ise daha temiz ve daha dayanıklı enerji kaynaklarına yönelik ihtiyacı pekiştirdiğini belirtiyor.
COP28’de hükümetler, fosil yakıtlardan adil, düzenli ve eşitlikçi bir şekilde uzaklaşma konusunda mutabık kalmıştı. Kurum, COP31’in bu vizyonu günlük hayata taşıması gerektiğini söylüyor ve günlük yaşamı elektrikleştirmenin, fosil yakıtlardan uzaklaşmanın yolu olduğunu çok net bir şekilde ifade ediyor.
Öte yandan Türkiye’nin, Brezilya’nın hazırladığı fosil yakıt yol haritasına dair nasıl bir pozisyon alacağı konusunda pek çok belirsizlik var.
Türkiye, projeleri finansmanla buluşturmayı hedefliyor
Üçüncü ve son öncelik ise finansman; ancak bu konuda Türkiye’nin kendine has bir yaklaşımı var.
İklim finansmanı çalışma programı şu an Antalya’daki gündemde yer alıyor; dolayısıyla iklim finansmanının miktarı ve nasıl sağlanacağı konusunda geleneksel olarak yürütülen tartışmalar yine olacak. Fakat Türkiye’nin kendi öncülük ettiği girişim, pratik bir soruna odaklanıyor: Mevcut finansmanı, buna gerçekten ihtiyaç duyan projelerle nasıl buluşturabiliriz?
‘‘İklim Uygulama Köprüsü’’ adı verilen bu girişim; ulusal öncelikleri ve proje hazırlıklarını, mevcut finansman kaynakları ile buluşturmayı hedefliyor – yeni bir iklim fonu olması veya yeni finansman kaynakları yaratması planlanmıyor.
Avrupa İklim Vakfı (ECF) CEO’su Laurence Tubiana:
İklim değişikliğinin ekonomik bedeli anlaşılmalı
Birçok ülkede yükselen enerji fiyatları, özellikle de benzin ve gaz fiyatları, nedeniyle gösteriler düzenleniyor. Ülke liderleri, bu durumu kısa vadede nasıl hafifletebilecekleri konusunda çelişki içindeler – ki sorunun, Hürmüz’de olanların ne kadar kısa vadeli olacağını da bilemiyoruz. Petrol krizi nedeniyle toplumun bir kesiminin desteğe ihtiyacı olduğu kesin, ancak doğru gruplar hedef alınarak yapılmalı.
İkinci olarak, her ülkenin iklim değişikliğinden ekonomik olarak ne kadar etkilendiğini görünür kılmalıyız. Tam rakamları bilmeliyiz ki makroekonomik politikalara entegre edilebilsinler. Bu sayede kısa vadeli ve uzun vadeli hedefler arasında tercih yapmaya çalışmanın artık anlamlı olmadığı net olarak ortaya çıkar.
Yenilenebilir teknolojiler için daha sağlıklı bir sistem yaratmalıyız
Elektrifikasyon ise çok iyi bir gelişme; bazı ülkeleri tamamen temiz elektrifikasyona teşvik edebiliriz. Bu yönde çaba göstermeliyiz. Diğer yandan değer zincirinin jeopolitik boyutunun bu konuda bir engel teşkil ettiğini görüyorum: AB’nin temiz elektrifikasyon için büyük ölçüde Çin’e bağımlı olması ve ABD tarafından gelen baskılar var. Bu sene Türkiye’de veya seneye Etiyopya’da, bu teknolojilerin belirli bir ülke veya ülkeler tarafından kontrol edilmediği, daha sağlıklı bir sistem yaratabilmek için kaynakları nasıl bir araya getirebileceğimizi düşünmek iyi olur. Ulusal egemenlik ve bağımsızlık, yenilenebilir enerjinin en önemli artıları arasında ve teknolojik bağımlılığın söz konusu olması, bu argümanları zayıflatabiliyor.



