Skip to main content

Türkiye Kasım ayında COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, zirvenin düzenleneceği Antalya’nın sakinleri, iklim değişikliği nedeniyle giderek dayanılmaz hâle gelen yaz sıcaklarından korunmak için yüzlerce metre yükseklikteki yaylalara taşınıyor.

Sakarya ve Bahçeşehir üniversitelerinden bilim insanlarının Climate Services adlı hakemli dergide yayınlanan yeni makalesinde, Antalya’nın kıyı kesimleri ile Toros Dağları’ndaki yayla yerleşimlerindeki biyoklimatik konfor karşılaştırılıyor. İncelenen yaylaların, hızla büyüdüğünü tespit eden çalışmada, yayla sakinleriyle derinlemesine görüşmeler de yer alıyor.

Araştırmacılara göre yaylalara yönelik bu hareketlilik, iklim değişikliği nedeniyle bozulan biyoklimatik konfor koşullarına – yani giderek artan yaz sıcaklarına – uyum sağlamanın bir yöntemi. Bölgede geleneksel olarak yapılan yaylacılığı şehirlilerin de uygulamaya başlamasıyla birlikte, yaylalar yeni bir rekreasyon alanı haline gelmeye başlıyor. Kent sakinleri giderek daha uzun sürelerle yaylada kalıyor, hatta kalıcı olarak da yaylalara yerleşenler var.

Ancak iklim değişikliğine uyum için toplumun kendi kendine geliştirdiği bu strateji, yaylaları ciddi bir yapılaşma baskısıyla karşı karşıya bırakıyor. Üstelik yaylalardaki altyapı da hızla artan nüfus ve yapılaşma için yeterli değil.

Türkiye’de iklim değişikliği ve hareketlilik konusunda bir ilk olan çalışmanın yazarları, iklim göçünün, yalnızca ani ve uzun mesafeli hareketlilikler olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Yerel, mevsimlik ve yarı kalıcı hareketliliğin anlaşılması ve iklim değişikliğine uyum kapsamındaki planlamalara dahil edilmesi gerekiyor.

Biyoklimatik konfor, bireylerin asgari enerji harcayarak ve sağlıklı kalmaya devam ederek uyum sağlayabildikleri iklim koşullarını ifade ediyor. Bu konfor koşulları; kişilerin günlük performansını, bedensel ve psikolojik sağlıklarını ve zaman kullanımlarını etkileyebiliyor. 

''Görüşmelerde, Antalya’da yaz aylarının klimasız yaşanabilir olmadığına dair kanaatin güçlendiği görülüyor. Katılımcılar, yüksek sıcaklıkları doğrudan sağlık sorunlarıyla ilişkilendiriyor. Özellikle yaşlı ve kalp rahatsızlığı olan katılımcılar, yaylaya ne zaman çıkacaklarına hava durumuna göre karar verdiklerini belirtiyor.''

”Görüşmelerde, Antalya’da yaz aylarının klimasız yaşanabilir olmadığına dair kanaatin güçlendiği görülüyor. Katılımcılar, yüksek sıcaklıkları doğrudan sağlık sorunlarıyla ilişkilendiriyor. Özellikle yaşlı ve kalp rahatsızlığı olan katılımcılar, yaylaya ne zaman çıkacaklarına hava durumuna göre karar verdiklerini belirtiyor.”

Antalya’da asfalt erirken yaylada battaniyeyle uyunuyor

Çalışma kapsamında Geyikbayırı (650 metre yükselikte), Üçoluk (1270 metre), Feslikan (1850 metre) ve çevre yayla köylerinde 29 kişiyle yapılan derinlemesine görüşmeler, yaz aylarının günlük hayatı zorlaştıran bir hâl aldığına işaret ediyor. Bir katılımcı durumu ‘‘Antalya’da asfalt eriyor,’’ diye açıklarken, bir başkası, Ağustos ayında yaylada battaniyeyle uyuduklarını, kent merkezinde ise yatağı suyla serinletmek zorunda kaldıklarını aktarıyor.

Görüşmelerde, Antalya’da yaz aylarının klimasız yaşanabilir olmadığına dair kanaatin güçlendiği görülüyor. Katılımcılar, yüksek sıcaklıkları doğrudan sağlık sorunlarıyla ilişkilendiriyor. Özellikle yaşlı ve kalp rahatsızlığı olan katılımcılar, yaylaya ne zaman çıkacaklarına hava durumuna göre karar verdiklerini belirtiyor.

(Görüşülen vatandaşlardan alıntılar)

“Antalya çok sıcak, dayanılacak gibi değil. Nefes alamıyoruz. Yaylada ağustos ayında bile battaniyeyle uyuyoruz. Antalya’da ise uyumadan önce yatağı suyla ıslatıyoruz.”

‘‘Yazın iki ay Antalya’da yaşamak mantıklı değil. Klima olmadan hayatta kalamazsınız.’’

‘‘Yaşlı insanlar şehirde yaşayamaz. Antalya’nın sıcağı çok fazla. Kalp rahatsızlığı olanlar için riskli.”

‘‘Sıcaktan kaçmak için buraya geliyoruz. Hava durumuna göre hareket ediyoruz. Hava gitmemizi söylediğinde gidiyoruz. Kalp rahatsızlığım olduğu için korkuyorum.’’

Yaylalarda nüfus hızla büyüyor, yapılaşma artıyor

Bu anlatıları verilerle de desteklemek mümkün. Sözlü anlatımları, uydu verileriyle karşılaştıran araştırmacılar; son 10 yılda, her üç yayla bölgesindeki yapılaşmış alanların belirgin bir şekilde genişlediğini tespit ediyor. Yine uydu verileriyle yapılan hesaplamalar, 2014-2024 yılları arasında çalışma alanı genelindeki yer yüzey sıcaklığının da arttığını gösteriyor.

2015-2025 yılları arasında artan yönde trend gösteren nüfus istatistikleri de bu bulguları destekler nitelikte.

''Sözlü anlatımları, uydu verileriyle karşılaştıran araştırmacılar; son 10 yılda, her üç yayla bölgesindeki yapılaşmış alanların belirgin bir şekilde genişlediğini tespit ediyor.''

”Sözlü anlatımları, uydu verileriyle karşılaştıran araştırmacılar; son 10 yılda, her üç yayla bölgesindeki yapılaşmış alanların belirgin bir şekilde genişlediğini tespit ediyor.”

Kıyılar 35-41°C iken yaylalar 20-23°C bandında

Antalya’nın kıyı kesimlerindeki ve yaylalardaki termal konfor arasındaki uçurum, çalışmanın en çarpıcı bulgularından biri. Hava sıcaklığını, nemi, rüzgarı ve güneş radyasyonunu birlikte değerlendiren Fizyolojik Eşdeğer Sıcaklık (PET) endeksinden faydalanan çalışmada, günümüzdeki ve gelecekteki biyoklimatik konfor haritalandı. Buna göre yaz aylarında kıyı şeritlerindeki PET değerleri 35 ila 41°C bandında seyrediyor; bazı noktalarda ise 41°C’yi aşarak ‘‘aşırı sıcak stresi’’ kategorisine giriyor. Aynı dönemlerde yaylalardaki PET değerleri ise çoğunlukla 20 ila 23°C bandında seyrediyor.

Yaylalar da değişiyor

Buna karşın yaylalar da iklim değişikliğinin etkilerinden muaf değil: Katılımcıların anlatıları, bu sığınakların da değişmekte olduğuna işaret ediyor. Çalışma kapsamında görüşülen kişiler, eskiden kışın metrelerce kar yağan zirvelerde artık kar görmediklerini belirtiyor. Ayrıca mevsimlerin eskisi gibi öngörülebilir olmadığını aktarıyor.

(Görüşülen vatandaşlardan alıntılar)

“Bu kış kar yağmadı. Normalde bu zamanlarda zirvelerde kar olurdu.”

“Ağustos ayında burada battaniyeyle uyuyoruz. Eskiden üç metre kar olurdu, şimdi hiç olmuyor.”

Yaylalar ısınsa da, kıyılardan konforlu olmaya devam edecek

Üstelik araştırma, bu farkın gelecekte de kapanmayacağını ortaya koyuyor. İklim modeli projeksiyonlarına göre yüzyıl sonuna kadar hem kıyı kesimleri hem de yaylalar ısınmaya devam edecek.

Hiçbir iklim politikasının uygulanmadığı kötümser senaryoda (RCP8.5) kısa vadede PET değerleri, kıyı kesimlerinde yer yer 41°C’nin üzerine, yüksek rakımlı bölgelerde ise 23°C’nin üzerine doğru kayacak. Yaylalardaki PET değerlerinin orta vadede 23-29°, uzak gelecekte ise 29-35°C aralığına yükseleceği tahmin ediliyor.

Bu artışa rağmen tüm senaryolarda ve zaman dilimlerinde yaylalar, kıyılara kıyasla biyoklimatik konfor açısından daha avantajlı olmaya devam ediyor. Sıcaklık Antalya genelinde artsa da, yaylalar nispeten serin sığınaklar olarak kalıyor.

''Hiçbir iklim politikasının uygulanmadığı kötümser senaryoda (RCP8.5) kısa vadede PET değerleri, kıyı kesimlerinde yer yer 41°C’nin üzerine, yüksek rakımlı bölgelerde ise 23°C’nin üzerine doğru kayacak. Yaylalardaki PET değerlerinin orta vadede 23-29°, uzak gelecekte ise 29-35°C aralığına yükseleceği tahmin ediliyor.''

”Hiçbir iklim politikasının uygulanmadığı kötümser senaryoda (RCP8.5) kısa vadede PET değerleri, kıyı kesimlerinde yer yer 41°C’nin üzerine, yüksek rakımlı bölgelerde ise 23°C’nin üzerine doğru kayacak. Yaylalardaki PET değerlerinin orta vadede 23-29°, uzak gelecekte ise 29-35°C aralığına yükseleceği tahmin ediliyor.”

Yaylalar tarım alanı olmaktan çıkıp sayfiyeye dönüşüyor

Çalışma, bu dikey hareketlilik çerçevesinde yaylaların işlevinin de değiştiğini gösteriyor. Geleneksel olarak yaylalar, yaz aylarında hayvancılık ve mevsimlik tarım için kullanılırken, katılımcılara göre artık öncelikle serinlemek için tercih ediliyor. Katılımcılar; tarım ve hayvancılığın büyük ölçüde geride kaldığını, artık yaylalara sıcaktan kaçmak için çıkıldığını aktarıyor.

Pandemi, bu dönüşümde bir dönüm noktası olarak öne çıkıyor. Katılımcılara göre COVID19 sonrası değişen yaşam tercihleri; yayla konutlarına talebi arttırdı ve hem arsa hem de konut fiyatlarını hızla yukarı çekti. İkinci konut sahibi olma imkanı olanlar, yaylaları giderek daha fazla tercih ediyor.

(Görüşülen vatandaşlardan alıntılar)

“Burada her yer taş, artık tarım da hayvancılık da kalmadı. Yaylaya çıkmanın amacı serinlemek.”

“Eskiden tarım ve hayvancılık vardı. Şimdi tamamen sıcaktan kaçmak için geliniyor”

''Geleneksel olarak yaylalar, yaz aylarında hayvancılık ve mevsimlik tarım için kullanılırken, katılımcılara göre artık öncelikle serinlemek için tercih ediliyor. Katılımcılar; tarım ve hayvancılığın büyük ölçüde geride kaldığını, artık yaylalara sıcaktan kaçmak için çıkıldığını aktarıyor.''

”Geleneksel olarak yaylalar, yaz aylarında hayvancılık ve mevsimlik tarım için kullanılırken, katılımcılara göre artık öncelikle serinlemek için tercih ediliyor. Katılımcılar; tarım ve hayvancılığın büyük ölçüde geride kaldığını, artık yaylalara sıcaktan kaçmak için çıkıldığını aktarıyor.”

İklim göçü her zaman ani ve uzun mesafeli değil

Araştırmanın da gösterdiği üzere iklim değişikliğine bağlı hareketlilik, her zaman uzun mesafeli ve ani göçler şeklinde gerçekleşmiyor. Yerel, kademeli ve yükseltiye bağlı bir uyum süreci olarak da ortaya çıkabiliyor. Bu bulgu, iklim göçünü büyük ölçüde sınır ötesi ve afet kaynaklı olarak tartışıldığı kamuoyu gündeminde gözden kaçabilir; fakat karar vericiler ve planlamacılar için kritik bir uyarı niteliğinde.

Çalışmanın yazarlarının değerlendirmeleri:

Prof. Dr. Beyza Ustaoğlu: ‘’Yaylalara doğru gerçekleşen mevsimsel hareketlilik,

artan sıcaklıklar karşısında insanların daha serin ve konforlu alanlara yönelerek

geliştirdiği doğal bir uyum biçimi olarak değerlendirilebilir.

Araştırmamızın sonuçları, kıyı kesimlerinde sıcaklık ve termal stres arttıkça, insanların kendilerini daha rahat hissedebilecekleri iklim koşullarının daha yüksek

kesimlerde bulunabileceğini gösteriyor. İklim projeksiyonları da gelecekte bu farkın daha belirgin hale gelebileceğine işaret ediyor. Bu nedenle Antalya’da uzun yıllardır serinlemek ve yaz aylarını daha rahat geçirmek amacıyla sürdürülen yaylaya çıkma geleneği, iklim değişikliğiyle birlikte yeni bir anlam kazanabilir. Gelecekte yaylalar yalnızca rekreasyonel yaşam alanları değil, artan sıcaklıklara karşı insanların geliştirdiği yerel ve mekansal bir uyum seçeneği olarak da önem kazanabilir.’’

Prof. Dr. Ulaş Sunata: ‘’İklim göçü denildiğinde çoğunlukla ani afetler veya uzak mesafelerle gerçekleşen yer değiştirmeler akla geliyor. Oysa bulgularımız, iklim değişikliğine bağlı hareketliliğin çok daha sessiz, kademeli ve yerel biçimlerde de ortaya çıkabileceğini gösteriyor. Antalya’da insanların yaz aylarında yakınlardaki daha yüksek ve serin alanlarda daha uzun süre kalması ve bazı durumlarda bu tercihin daha kalıcı bir konut stratejisine dönüşmesi, bu sürecin dikkat çekici bir örneğini oluşturuyor.’’

Yayla yerleşmeleri şimdiden artan ve kalıcı olan nüfus baskısını yönetmekte zorlanıyor. Su kaynakları, ulaşım, sağlık hizmetleri ve altyapı, artış grafiğindeki nüfusa göre planlanmış değil. Bu tablo, COP31’e ev sahipliği yapacak Antalya için iklim uyumunun yalnızca kıyı kesimlerini değil, yaylaları da kapsayan bütüncül bir mekansal planlama meselesi olarak ele alınması gerektiğine işaret ediyor.

*Tüm fotoğraflar Prof. Dr. Beyza Ustaoğlu tarafından, makalenin saha çalışmaları kapsamında çekilmiştir. 

Kaynak Makale: Climate change influenced migration: Vertical residential mobility as an adaptation strategy in Antalya, Türkiye