İklim değişikliğiyle birlikte sıcak hava dalgaları artık daha sık, daha uzun ve daha şiddetli yaşanıyor. Küresel iklim bilimi otoritesi Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) ve Dünya Meteoroloji Örgütü, aşırı sıcakları, özellikle kentler ve Akdeniz iklim kuşağı için önemli bir halk sağlığı riski olarak tanımlıyor. Bu risklerin gelecekte daha da artacağı tahmin ediliyor. İstanbul ise hem nüfus büyüklüğü hem de yoğun kentleşme nedeniyle, yüksek sıcaklıklarla ilişkili sağlık risklerinin en görünür olduğu şehirlerden biri.
Marmara Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’dan bilim insanlarının yayınladığı, İstanbul’da yaz aylarında yüksek sıcaklıklara bağlı ölüm riskinin nasıl değişeceğini inceleyen yeni bir çalışmanın bulguları çarpıcı: 2013-2017 yaz aylarında yaklaşık 4 bin olarak hesaplanan aşırı sıcak kaynaklı ölümlerin, 2053-2057 döneminde en iyimser senaryoda dahi dört kat artarak 16 bine yaklaşacağı hesaplanıyor.
İklim değişikliği ile ciddi bir mücadelenin yürütülmediği, kötümser senaryoda ise İstanbul’da yaz aylarındaki en yüksek günlük sıcaklıkların ortalaması, yaklaşık 32°C’den yüzyıl sonunda 39°C’ye yükseliyor. Yüksek sıcaklıklara bağlı ölümler ise yüzyıl ortasında 25 bini aşıyor ve 2093-2097’de neredeyse 40 bine ulaşıyor. Bu, yüksek sıcaklara bağlı ölüm riskinin yüzyıl sonunda, 2013-2017 dönemine kıyasla %38 daha yüksek olması anlamına geliyor.
Ancak çalışmanın bir diğer önemli bulgusu, bu sonuca mahkum olmamamız. ABD ve üç ülke hariç (İran, Libya ve Yemen) tüm ülkelerin imzaladığı Paris İklim Anlaşması, küresel ısınmayı bir buçuk derece ile sınırlandırmayı hedefliyor. Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefi de Paris Anlaşması ile uyumlu. Eğer zor olan gerçekleşir, (imzacı olmayanlar da dahil olmak üzere) tüm ülkeler üzerlerine düşeni yapar ve küresel ısınma bir buçuk derece ile sınırlandırılabilirse; İstanbul’daki sıcaklık kaynaklı sağlık riskleri de önemli ölçüde azalacak. Bu olumlu senaryoda, yüzyıl ortasında 16 bine ulaşan ölümlerin, yüzyıl sonunda yaklaşık 9 bine düşürülmesi mümkün. Fakat bunun için azaltım hedeflerinin; şehirlerin iklim direncini güçlendiren ve sağlık hizmetlerini aşırı sıcaklara hazırlayan politikalarla da desteklenmesi gerekiyor.

”İklim politikalarının düşük emisyon senaryosuyla uyumlu ilerlemesi durumunda, İstanbul’da yaz aylarında sıcağa bağlı ölüm sayısı yüzyıl sonunda – olumsuz senaryoya kıyasla – dört kat azaltılarak yaklaşık 40 bin yerine 10 bin olabilir.”
İklim eylemine bağlı: Yüzyıl sonunda ölümler 10 bin de olabilir 40 bin de
2013-2017 yaz aylarını referans alan araştırma; iklim değişikliğinin şiddetine dair iki farklı senaryo üzerinden, yüzyıl ortasındaki (2053-2057) ve yüzyıl sonundaki (2093-2097) yaz aylarında ne kadar fazladan ölüm yaşanacağına dair bir projeksiyon yapıyor. Bu senaryoların ilki; küresel ısınmanın bir buçuk derece ile sınırlandırılabildiği, düşük emisyon senaryosu (SSP1-1.9). İkincisi ise fosil yakıt kullanımının çok yüksek devam ettiği, kötümser senaryo (SSP5-8.5).
Çalışmanın bulguları, 2013-2017 yaz aylarında İstanbul’da yaşanan yaklaşık 4 bin ölümün, aşırı sıcaklarla ilişkili olabileceğini gösteriyor. Bu sayının, yüzyıl boyunca artması bekleniyor.
Kötümser senaryoda, 2093-2097 yılları arasında aşırı sıcaklara bağlı ölüm sayısının, 2010lardaki 4 bin seviyesinden, 39 bin 779’a ulaşabileceği öngörülüyor.
Düşük emisyon senaryosunda ise bu sayı, yüzyıl ortasında (2053-2057) 15 bin 732’ye ulaştıktan sonra düşüşe geçiyor. Bu senaryonun başarılması halinde yüzyıl sonunda İstanbul’da aşırı sıcaklar nedeniyle hayatını kaybedecek kişilerin sayısının 9 bin 482 olacağı hesaplanıyor. Bu, neredeyse %40’lık bir azalma anlamına geliyor.
Başka bir ifadeyle, politikaların düşük emisyon senaryosuyla uyumlu ilerlemesi durumunda, İstanbul’da yaz aylarında sıcağa bağlı ölüm sayısı yüzyıl sonunda – olumsuz senaryoya kıyasla – dört kat azaltılarak yaklaşık 40 bin yerine 10 bin olabilir.
Sıcağa bağlı ölüm riski neredeyse %40 artabilir
2013-2017 yaz aylarında İstanbul nüfusu yaklaşık 14,6 milyondu. Aşırı sıcaklara atfedilen ölüm oranı (bu, sıcaklıkla ilişkili ölüm sayısı, toplam ölüm sayısına bölünerek hesaplandı) ise %5,91 idi. Başka bir ifadeyle, bu tarihler arasında yaz aylarında gerçekleşen ölümlerin yaklaşık %6’sının yüksek sıcaklıklarla ilişkili olabileceği hesaplandı.
2053-2057 yaz aylarında, İstanbul nüfusunun neredeyse 20 milyon olacağı varsayılıyor. Bu dönem için hesaplanan sıcağa bağlı ölüm sayısı, emisyonların düşürüldüğü senaryoda 15 bin 732, yüksek emisyon senaryosunda ise 25 bin 504 olarak tahmin ediliyor.
Bu fark, yüzyıl sonuna doğru daha da derinleşiyor. 2093-2097 yaz aylarında İstanbul nüfusunun yaklaşık 21,5 milyon olacağı varsayılıyor. Bu tarihte düşük emisyon senaryosu başarılabilirse, sıcağa bağlı ölüm sayısı 15 bin 732’den 9 bin 482’ye geriliyor.
Azaltımda başarılı olunamayan, emisyonların çok yüksek seyrettiği kötümser senaryoda ise bu sayı 39 bin 779’a çıkıyor. Bu, referans döneme kıyasla, sıcağa bağlı ölüm riskinde %38’lik artış anlamına geliyor.
En yüksek günlük sıcaklık ortalaması 32°C’den 39°C’ye çıkabilir
Ölüm riskindeki bu artışlar, sıcaklıklarda öngörülen artışla doğrudan ilişkili. 1980-2014 arasında İstanbul’da yaz aylarındaki en yüksek günlük sıcaklıkların ortalaması, yaklaşık 32°C seviyesindeydi. Çalışmaya göre her iki senaryoda da bu değer, yüzyıl ortasında yaklaşık 34°C seviyesine çıkacak. Senaryolar arasındaki fark, yüzyıl sonuna gelindiğinde açılacak.
Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefiyle uyumlu olan düşük emisyon senaryosunda, yüzyıl sonunda aşırı sıcaklık artışı ortalama 1.2°C ile sınırlı kalıyor. Emisyonların yüksek seyrettiği kötümser senaryoda ise bu artış, 6,6°C’ye ulaşıyor. Böylesi bir durumda, İstanbul’da yaz aylarında en yüksek günlük sıcaklıkların ortalaması 39,1°C’ye çıkacak.

”Emisyonların yüksek seyrettiği kötümser senaryoda, İstanbul’da yaz aylarında en yüksek günlük sıcaklıkların ortalaması 39,1°C’ye çıkacak.”
Nüfusun yaşlanması ve yoğun kentleşme, riski artırıyor
Öte yandan, İstanbul’un gelecekteki sağlık yükünü artıran yalnızca yükselen sıcaklıklar olmayacak. Kent nüfusunun büyümesi, yaşlanması ve yerleşim alanlarının iklim risklerine hazırlıklılığı, belirleyici olacak.
Çalışma, İstanbul’un nüfus artış hızının yüzyıl sonuna doğru azalacağını ancak kentin toplam nüfusunun yine de bugünkünden yüksek olacağı varsayımından hareket ediyor. Ayrıca Türkiye’nin geneli gibi İstanbul’da da yaşlı nüfus oranının artması bekleniyor. Önceki çalışmalar; 65 yaş üstü kişilerin, kadınların ve bazı kronik hastalığı olanların yüksek sıcaklıklardan daha fazla etkilendiğini gösteriyor. Bu nedenle nüfusun yaşlanması, sıcağa bağlı ölüm riskini artıran önemli bir unsur olarak öne çıkıyor.
Bu riskin bir diğer parçası ise kentleşme: İstanbul’da yoğun yapılaşma, kentsel ısı adası etkisi ve yeşil alan kaybı; yaz sıcaklıklarının insanlar üzerindeki baskısını artırabiliyor. Bu nedenle yeni yerleşim alanlarının, nüfus hareketlerinin ve kentsel dönüşüm kararlarının, iklim riskleri göz önünde bulundurularak planlanması gerekiyor.
Kentsel ısı adası etkisi ile mücadele: Yeşil alanlar korunmalı
Kentsel ısı adası etkisi, İstanbul için oldukça önemli bir başlık. Yoğun yapılaşma, geçirimsiz yüzeylerin artması ve yeşil alanların azalması, özellikle yaz aylarında, hissedilen sıcaklığı yükseltebiliyor. Dolayısıyla kırsal ve yeşil alanların yapılaşmaya açılması, kentsel ısı adası etkisini ve ısı stresini artırma riski taşıyor.
Bu etkiyi azaltmak için ise yeşil koridorlar oluşturulması, gölge sağlayan kamusal alanların artırılması, yapıların yalıtım ve havalandırma koşullarının iyileştirilmesi, ısıyı yansıtan yüzeylerin kullanılması ve yeni yerleşim alanlarının, aşırı sıcak riski dikkate alınarak planlanması gerekiyor.
İstanbul artan sıcaklıklara hazırlanmalı
Çalışmanın bulguları, İstanbul’da emisyon azaltımını uyum politikalarıyla birlikte düşünmek gerektiğini gösteriyor.
Öne çıkan adımlar arasında şunlar sayılabilir:
- Aşırı sıcaklara karşı erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi,
- Yaşlılar, kronik hastalığı olanlar ve düşük gelirli haneler gibi kırılgan grupların önceliklendirilmesi,
- Sağlık sisteminin sıcak hava dalgalarını hazırlıklı hâle getirilmesi,
- Mahalle ölçeğinde serinleme olanaklarının artırılması.
Mevcut araştırmanın bazı sınırlılıkları da yok değil. Her şeyden önce ölüm verilerine erişim kısıtlı. İlaveten, insanlarla kurumların sıcaklığa uyum sağlama kapasitesinin gelecekte nasıl değişeceği de belirsiz ve modelin içine dahil edilmiş değil. Fakat bu sınırlılıklar, bulguların önemini azaltmaktan ziyade, daha kapsamlı veri paylaşımına ve uzun dönemli sağlık-iklim izleme sistemlerine duyulan ihtiyacı gösteriyor.
İklim politikaları, halk sağlığı için de kritik önemde
Çalışma bir yandan da Türkiye’nin Paris Anlaşması kapsamında açıkladığı 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşmasının, İstanbul’daki sıcaklık kaynaklı sağlık risklerini kayda değer ölçüde azaltabileceğini göstermesi açısından önemli. Ancak bunun için yalnızca Türkiye’nin hedeflerine ulaşması yeterli değil; diğer ülkelerin de aynı başarıyı göstermesi gerekiyor. Bu sonuç, iklim politikalarının yalnızca enerji, ulaşım ve sanayi gibi başlıklarla sınırlı olmadığını; doğrudan halk sağlığı kazanımı yaratabileceğini ortaya koyuyor.
Ancak çalışmanın bulgularının da işaret ettiği üzere, emisyon azaltımı şart olmakla birlikte, tek başına yeterli değil: Düşük emisyon senaryosunda dahi yüzyıl sonundaki ölüm oranının, 2013-2017 referans döneminden %4,5 daha yüksek olması dikkate değer. Bu nedenle emisyon azaltımının; kentsel nüfusun yönetimi, sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi ve şehirlerin iklim direncinin güçlendirilmesi gibi uyum stratejileri ile desteklenmesi gerekiyor. Aşırı sıcakların daha sık, daha uzun ve daha şiddetli yaşanacağı bir iklimde, İstanbul’un bugünden hazırlanması halk sağlığı açısından kritik önem taşıyor.
Kaynak Makale: Yılmaz, M., Tayanç, M., Toros, H. ve Can, G. (2025). “Future Heat-Related Mortality in Türkiye: Projections Under CMIP6 Scenarios Towards National Climate Action Targets.” Earth Systems and Environment, 10, 1701-1718. https://doi.org/10.1007/s41748-025-00707-x
Lisans eğitimini İTÜ Kimya Mühendisliği, yüksek lisans eğitimini İTÜ Çevre Mühendisliği, doktora eğitimini ise İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümlerinde tamamlamıştır.
Yüksek lisans eğitimi sırasında hava kirliliği, uçucu organik bileşiklerin analizi ve giderimi konularında çeşitli projelerde görev almış; doktorada ise termal konfor, sıcak hava dalgaları ve aşırı sıcaklara karşı kırılganlık konularında çalışmıştır. Doktora eğitimi sırasında YÖK 100/2000 Öncelikli Alan ve TÜBİTAK BİDEB Bursları ile Marmara Belediyeler Birliği Şehir Politikaları Merkezi Doktora Tez Desteği almaya hak kazanmış; doktora tezini desteklemek üzere bir TÜBİTAK 1002 projesi yürütmüştür.
Doktora sonrası çalışmalarına Marmara Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nde iklim değişikliği, iklim eylemi ve sürdürülebilirlik konularında devam etmektedir.
Uzmanlık alanları: İklim değişikliği, sıcak hava dalgaları, iklim riskleri, termal konfor, hava kirliliği





