İran’dan Türkiye’ye gaz akışında yaşanabilecek kesintilerin, mevcut koşullar altında sınırlı bir etki yaratması bekleniyor. Ember Türkiye Enerji Analisti Bahadır Sercan Gümüş’e göre Türkiye’nin yüksek hidroelektrik kapasitesi ve 2026 yılına yağışlı bir başlangıç yapmış olması, enerji sistemine önemli bir esneklik kazandırıyor. ‘‘2026’ya yağışlı girmeseydik, böyle bir kriz anında bu kadar rahat olamazdık,’’ diyen Gümüş, bu durumun kalıcı bir güvence sunmadığını vurguluyor: ‘‘Türkiye’deki kuraklık riski nedeniyle hidroelektriği mümkün mertebe yenilenebilir enerjilerle ikame etmeli ve bataryalarla desteklemeliyiz.’’
Öte yandan yaşanan jeopolitik gelişmelerin ekonomik etkilerinin uzun vadede ağırlaşması bekleniyor. Türkiye’nin fosil yakıtlarda yüksek oranda dışa bağımlı olduğunu hatırlatan Gümüş, enerji alım kontratlarının 9-12 ayda oluşan ortalama fiyatlara dayandığını, dolayısıyla etkilerinin uzun vadede mutlaka hissedileceğini söylüyor. Gümüş’e göre fosil yakıt fiyatlarında yaşanacak artış, Türkiye’nin temiz enerji dönüşümünü hızlandıracak bir dinamik de yaratabilir.
Türkiye’nin bir yandan fosil yakıt fiyatlarındaki artışlardan korunması, bir yandan da giderek şiddetlenen kuraklığın hidroelektrik üretimi üzerindeki etkilerine karşı direnç kazanması gerekiyor.
Bu sorunların çözümü olarak öne çıkan yenilenebilir enerji kaynaklarının maliyet avantajı ise giderek daha görünür hale geliyor. Ember Türkiye’nin yeni bir çalışmasına göre yenilenebilir enerji kaynakları 2025 yılında bir ay az fatura ödenmesini sağladı. Gümüş, güneş enerjisinin nükleerden de altı kat daha ucuz olduğuna dikkat çekiyor.
Ember Türkiye Enerji Analisti Bahadır Sercan Gümüş’ün konuyla ilgili değerlendirmelerini aşağıda paylaşıyoruz.

”İran kaynaklı bir gaz krizi yaşayacağımızı düşünmüyorum.”
Türkiye, İran’dan gaz kesintisine yabancı değil
Bu konuda bir panik havası yaşandı fakat aslında Türkiye, İran’ın kesintilerine yabancı değil ve bu olasılığa hazırlıklı.
Hatırlarsanız Ocak 2022’de çok soğuk bir kış geçiriyorduk. Aynı zamanda İran, doğal gaz iletim sisteminde oluşan arızayı öne sürerek Türkiye’ye gaz akışını kesmişti. Maalesef o dönemde Türkiye, yaklaşık 10 gün süreyle, sanayiye ve elektrik üretim santrallerine gaz akışını kadar kısıtlamak durumunda kalmıştı. Önlemlerin yeterli gelmemesi üzerine ise bazı bölgelerde sanayi tüketicilerinin elektrik arzında kesinti uygulanmıştı. Ancak o günden bugüne durum çok değişti; Türkiye artık benzer bir kesintiye çok daha hazırlıklı.
Yeraltı depolama tesisleri daha hazırlıklı. Geri basma kapasitesi, yani depodan sisteme verilebilen doğalgaz miktarları artırıldı. Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar da son açıklamalarında depolarımızın yüzde 71 oranında dolu olduğunu belirtiyor. Ben de son rakamlara baktığımda Ocak 2026 itibariyle 4.2 milyar metreküplük depo kapasitemiz olduğunu gördüm.

”Türkiye’nin yüksek hidroelektrik kapasitesi bizi kurtarırken, esneklik sağlıyor. Ancak Türkiye’deki kuraklık riski nedeniyle hidroelektriği mümkün mertebe yenilenebilir enerjilerle ikame etmeli ve bataryalarla desteklemeliyiz.”
İran’dan ithal edilen gazın toplamdaki payı çok küçük
Tabii burada önemli olan, talebi anlık olarak karşılayabilmek. Türkiye’nin şu sıralardaki günlük tüketimi yaklaşık 200 milyon metreküp. En soğuk günleri gördüğümüz ve günlük doğalgaz tüketiminin 334 milyon m3 ile rekora ulaştığı Ocak ayında daha bunun sadece yaklaşık 10 milyon metreküpü İran’dan gelmiş. Ocak 2026’da İran’dan ithal edilen gazın toplam içerisindeki payı ise yüzde 1,7. Diğer yandan, Depolama sahalarımızda günlük 100 milyon metreküpe kadar geri basma kapasitesimiz olduğu düşünüldüğünde, bu telafi edilmesi kolay bir miktar gibi gözüküyor. Şu an aktif olan Sakarya gaz sahasındaki üretim kapasitesi de günlük sekiz milyon metreküpe ulaşmış durumda; yani İran’dan ithal edilen gaz ile eşdeğer bir miktara yaklaşmış durumda.
Tüm bu nedenlerle, İran kaynaklı bir gaz krizi yaşayacağımızı düşünmüyorum. Zaten baharın gelmesi ve havaların ısınmasıyla birlikte meskenlerde gaz tüketimi de düşecektir. Aynı sebepten karların erimesi de hidroelektrik üretimini artıracaktır. Mart-Mayıs dönemi, hidroelektrik üretiminin en yüksek seviyeye çıktığı dönemler. Bu anlamda da epey şanslıyız. Özetle diyebiliriz ki İran’ın bu gaz kesintisi, bizi çok da etkilemeyecek.
Yağışlı kış, şansımız oldu
2026’ya yağışlı girmeseydik, böyle bir kriz anında bu kadar rahat olamazdık. Türkiye’nin yüksek hidroelektrik kapasitesi bizi kurtarırken, esneklik sağlıyor. Ancak Türkiye’deki kuraklık riski nedeniyle hidroelektriği mümkün mertebe yenilenebilir enerjilerle ikame etmeli ve bataryalarla desteklemeliyiz.

”Türkiye fosil yakıtlarda çok yüksek oranda dışarıya bağımlı. Her ne kadar savaşın etkilerini henüz çok hissetmese de uzun vadede petrol ve gaz fiyatlarındaki artışın etkilerinden kaçamayacaktır. (…) Bunların yenilenebilir enerjinin artırılmasında bize bir motivasyon sağlayacağına inanıyorum.” (Fotoğraf: “Renovus Solar” by 100% Campaign, CC BY 2.0)
Fosil yakıt fiyatları, temiz enerji dönüşümüne ivme kazandırabilir
Savaşın Türkiye’de temiz enerji dönüşümünü artırıcı etkisi olacaktır. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi, Avrupa’nın fosil yakıtlardan uzaklaşma sürecini hızlandırdı. 2027 sonunda Rusya’dan gaz alımını tamamen kapatacaklar ve şu an devam eden kriz anında bile bu kararlarından vazgeçmeyerek uygulamayı 18 Mart 2026 itibariyle başlattılar. Bizim de benzer şekilde temiz enerji dönüşümünde ivme kazanacağımızı düşünüyorum.
Türkiye her ne kadar savaşın etkilerini henüz çok hissetmese de uzun vadede petrol ve gaz fiyatlarındaki artışın etkilerinden kaçamayacaktır. Türkiye fosil yakıtlarda çok yüksek oranda dışarıya bağımlı. Enerji alım kontratları da genelde 9-12 ay gibi dönemlerde oluşan ortalama fiyatlara dayanır. Dolayısıyla bu etkileri uzun vadede mutlaka hissedeceğiz.
İlk etkileri belki 1 Nisan itibariyle doğalgaza zam yapılması ve doğalgazdan elektrik üretimi nedeniyle elektrik tarifelerine yapılacak zamlarla görmeye başlayacağız. Bunların yenilenebilir enerjinin artırılmasında bize bir motivasyon sağlayacağına inanıyorum.
Barajlı santrallerimiz depolama imkanı sunduğu için elektrik fiyatlarını yönetmek, fosil fiyatlarındaki ani dalgalanmalardan veya kesintilerden kaçmak mümkün olabiliyor. Ancak önümüzdeki 5-10 veya 20 yılı düşündüğümüzde, küresel çapta olduğu gibi, Türkiye’de de kuraklık sorunu olabileceğini göz önünde bulundurmamız lazım. Güneş ve rüzgar santrallerini ne kadar artırıp yaygınlaştırırsak, hidroelektrik santrallerinde tuttuğumuz suyu da o ölçüde ihtiyaç duyduğumuz dönemlere kaydırabiliriz.
Kuraklık riskine karşı güneş ve rüzgar ön plana çıkıyor
Diğer yandan, Türkiye’nin başında kuraklık diye bir sorun var. Yağışlı bir 2026’ya başladığımız için şu an hidroelektrik üretimimiz yüksek seyrediyor. Şubat ayında neredeyse tek başına yüzde 30’a ulaştı. Bu, bize önemli bir esneklik sağlıyor. Barajlı santrallerimiz depolama imkanı sunduğu için elektrik fiyatlarını yönetmek, fosil fiyatlarındaki ani dalgalanmalardan veya kesintilerden kaçmak mümkün olabiliyor.
Ancak önümüzdeki 5-10 veya 20 yılı düşündüğümüzde, küresel çapta olduğu gibi, Türkiye’de de kuraklık sorunu olabileceğini göz önünde bulundurmamız lazım. Bu noktada da güneş ve rüzgar santralleri ön plana çıkıyor.
Güneş ve rüzgar santrallerini ne kadar artırıp yaygınlaştırırsak, hidroelektrik santrallerinde tuttuğumuz suyu da o ölçüde ihtiyaç duyduğumuz dönemlere kaydırabiliriz.
Son olarak batarya teknolojileri de artık ucuzladı. Şu anda Türkiye’de 30 GW’ın üzerinde ciddi bir proje stoğu var ve yavaş yavaş devreye girmeye başladılar. Bu yıl içinde de yaklaşık 2 GW kapasitenin devreye girmesi bekleniyor. Bunlar da çok büyük esneklik sağlayacaktır.
Güneş ve rüzgar 2025’te bir fatura az ödetti
Bugün Türkiye, elektrik ve doğalgaz fiyatlarının yaklaşık yarısına sübvansiyon uyguluyor. Ancak geçen yıl itibariyle, yüksek tüketimi olan, yüksek profilli tüketicilere sübvansiyon vermeyi bırakma kararı aldı. Bu çerçevede mesken aboneleri, Son Kaynak Tedarik Tarifesi (SKTT) abonesi kavramıyla tanışmış oldu. Bu abone gruplarının faturaları yaklaşık iki katına çıktı ve gerçek fiyatları ödemeye başladılar.
Biz de bu gerçek fiyatlardan yola çıkarak yenilenebilir enerjinin, nihai tüketicinin elektrik faturalarında ne kadar azaltım sağladığını hesapladık. Bunun yıllık yüzde 9’luk tasarrufa denk geldiğini gördük. Böylelikle yenilenebilir enerji sayesinde yaklaşık bir aylık faturanın yükü, tüketicinin omzundan alınmış oluyor.
Bunun nedeni, yenilenebilir enerjiden elektrik üretim maliyetlerinin oldukça düşük olması. Türkiye güneşte 25 GW’lık bir kapasiteye ulaştı; üretim son iki yılda iki katına çıktı. Sonuç olarak özellikle güneş üretiminin yüksek seyrettiği öğle saatlerinde elektrik fiyatlarının sıfır liraya kadar düştüğünü görüyoruz. Bu fiyatları nihai faturaya yansıttığımızda, bir aylık fatura tutarına eşdeğer bir düşüş görüyoruz. Yenilenebilir enerjinin ne kadar yaygınlaştığına bağlı olarak bu katkı artacaktır.

”Tüm dünyada kriz varken, fiyatlar yukarı çıkmışken, rüzgar, güneş ve özellikle hidroelektrik üretimimiz sayesinde doğalgaz yakıtlı santrallerin yeterli kâr marjılarlarına ulaşamayarak çalışmadığını görüyoruz. Sadece yüksek talebin oluştuğu dönemlerde artan yükleri karşılamak için devreye giriyorlar.”
Fosil yakıtlar, fiyat belirleme gücünü kaybedecek
Yaptığımız projeksiyonlarda, Türkiye 2035 hedeflerine ulaştığında, elektrik üretiminde fosil yakıtların payının yüzde 20’nin altına düşebileceğini görüyoruz.
Bu noktaya geldiğimizde fosil yakıtlar, sadece mevsim geçişlerinde, yani sistemi dengelemek ya da yüksek talep dönemlerindeki yükleri karşılamak üzere kullanılır hale gelecekler. Sistemde kalsalar bile fiyat belirleme güçlerini büyük ölçüde yitirecekler.
Aslında bugün de buna benzer bir senaryo yaşıyoruz. Tüm dünyada kriz varken, fiyatlar yukarı çıkmışken, rüzgar, güneş ve özellikle hidroelektrik üretimimiz sayesinde doğalgaz yakıtlı santrallerin yeterli kâr marjılarlarına ulaşamayarak çalışmadığını görüyoruz. Sadece yüksek talebin oluştuğu dönemlerde artan yükleri karşılamak için devreye giriyorlar.
Yüksek yenilenebilir kapasitesi, İspanya’yı koruyor
Ember’da şunu hesapladık: İspanya’da saat olarak elektrik fiyatlarının sadece yüzde 15’inde doğalgaz fiyatları belirleyici oluyor; yüzde 85’inde ise başka kaynaklar belirleyici. İtalya ve Almanya’da ise bunun tam tersi bir durum var. İtalya’da doğalgaz fiyatları yüzde 89 oranında belirleyici, Almanya’da ise yüzde 40.
Bu nedenle İtalya’nın, Almanya’nın elektrik fiyatları çok aşırı tepki verirken, İspanya nispeten düşük fiyat artışları görüyor. İspanya’da bugün yaklaşık yüzde 15’lik fiyat artışı görülürken, Almanya’da yüzde 30, İtalya’da ise yüzde 25’e varan oranlarda artış görüyoruz. Her zaman söylediğimiz gibi mesele gelip fosil yakıtlarda dışa bağımlılığın azaltılmasına dayanıyor.

”Şu anda kamuoyunda, nükleerin elektrik fiyatlarını aşağı çekeceğine dair bir beklenti var. Fakat aslında durum bunun tam tersi, buna dikkat etmek lazım.”
Nükleer, elektrik fiyatlarını düşürmeyecek
Türkiye, nükleer enerjiden elde edeceği elektriğe alım garantisi verdi. Aslında durum, yabancı bir ülkeden elektrik almaktan farksız. İlk iki reaktörde üretilecek elektriğin yüzde 70’ini, diğer iki reaktörün ise yüzde 30’unu almayı taahhüt ettik. Ancak Türkiye’nin yaptığı anlaşmadaki fiyat, şu an serbest piyasada gördüğümüz elektrik toptan satış fiyatlarından çok daha yüksek.
Güneş, nükleerden 6-7 kat ucuz
Nükleerde alım garantimiz 12.35 dolar civarında. Bugün yaptığımız büyük güneş ve rüzgar santrali anlaşmalarına baktığımızda ise 6-7 kat daha ucuz olduğunu görüyoruz. Örneğin iki ay önce Acwa ile yapılan anlaşma iki dolar sentin dahi altında. Dolayısıyla güneşten ürettiğimiz elektrik, 6 kattan daha ucuz.
Şu anda kamuoyunda, nükleerin elektrik fiyatlarını aşağı çekeceğine dair bir beklenti var. Fakat aslında durum bunun tam tersi, buna dikkat etmek lazım. Arz güvenliği gibi konular enerji politikalarını ilgilendiren kararlardır; ancak fiyat konusunu iyi değerlendirmek gerekiyor.
İspanya’daki kesintinin sorumlusu yenilenebilir enerji değildi
Geçen yıl İspanya ve Portekiz’de yaşanan elektrik kesintilerinin ilk anlarında geniş bir çoğunluk yenilenebilir enerjiyi suçladı. Bu anlatı yaygınlaştı. Oysa yeni yayınlanan nihai raporu hazırlayan araştırma komisyonu, kesintinin temel nedenlerine dair hazırladıkları kök neden tablosunda yenilenebilir enerjideki düşüşlerin etkisini ancak yedinci sırada gösteriyor. Yani daha önemli altı sebep sayılmış. Kesintinin nedenlerine baktığımızda ise frekans kontrolü mevzuatının yetersizliğinin öne çıktığını görüyoruz.
Temel neden: Frekans kontrolünün iyi yönetilememesi
Kesintinin temel nedenleri arasında, frekans kontrolünün iyi yönetilememesi öne çıkıyor. Bunun geliştirilmesi için şebeke tarafından yapılması gereken düzenlemeler belirtilmiş.
Raporda ayrıca, konvansiyonel santrallerin yeterli desteği vermediğine dair eleştiriler de yer alıyor. Örneğin bazı santrallerin frekans kontrolüne istenilen ölçüde katılmadığı söyleniyor. Bu gibi davranışlara yeterli cezai yaptırım olmaması da ayrıca eleştiriliyor.
Hem üretim santralleri hem elektrik şebekesi hem de mevzuat yönünden iyileştirilmesi gereken pek çok unsur, raporda sıralanıyor. Çözüm, mevzuatı iyileştirmekten ve şebekeye yatırım yapmaktan geçiyor.

”Türkiye’nin yüksek güneş potansiyeli ve çok iyi rüzgar potansiyeli var. Her yıl dışarıya para ödeyeceğimize, Türkiye’ye güneş ve rüzgar santralleri, depolama santralleri kurabiliriz. Bu bizi dışa bağımlılıktan kurtaracaktır.’
Enerji verimliliği önceliklendirilmeli
Çok büyük oranda fosil yakıtlara bağımlı olduğumuz için en önceliklendirilmesi gereken konu enerji verimliliği. Çünkü enerji verimliliği, en az yatırımla en büyük sonuçları alabileceğimiz bir alan. Örneğin içten yanmalı bir arabadan elektrikli arabaya geçtiğimizde yüzde 60-70 oranında enerjiden tasarruf etmiş oluyoruz. Üstelik bu geçişi hızla tamamlamamızın önünde bir engel yok. Her adımda, dışarıdan alacağımız petrolü azaltmış oluyoruz.
Enerji bakanı 25 Mart’taki konuşmasında, enerji sübvansiyonları bütçesinin 300 milyar liradan 900 milyar liraya yükseltilmesi gerekeceğini belirtti. Bu Türkiye için azımsanamayacak bir rakam.
Enerji verimliliğinin ardından en öncelikli konu olarak temiz enerji dönüşümü geliyor. Burada da en büyük alan elektrifikasyon. Özellikle sanayi ve bina tarafında elektrifikasyonu başardığımız ölçüde dışa bağımlılıktan kurtulabileceğiz.
Türkiye’nin yüksek güneş potansiyeli ve çok iyi rüzgar potansiyeli var. Her yıl dışarıya para ödeyeceğimize, Türkiye’ye güneş ve rüzgar santralleri, depolama santralleri kurabiliriz. Bu bizi dışa bağımlılıktan kurtaracaktır.
Bahadır Sercan Gümüş Hakkında:
Bahadır Sercan Gümüş, Ember Türkiye’de enerji analisti olarak görev almaktadır. Çalışmalarında Türkiye enerji sektörünün yeşil dönüşümünü hızlandırmaya odaklanan Gümüş, Yalova Üniversitesi Enerji Sistemleri Mühendisliği bölümünden yüksek lisans (M.Sc.) derecesine sahiptir. 2023 yılında Ember’a katılmadan önce, Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nda sekiz yılı aşkın süre çalışmıştır.
* Kapak Fotoğrafı: “Wind Farm, San Gorgonio Pass, Palm Springs CA” by Ken, CC BY 2.0



